18 Eylül 2014 Perşembe

HDP ve Siyasal Mitomani


Mahmut Balpetek
İmgeler insanların anlaşma aracıdır. Bu genel doğruya karşın, ezop ya da iç dil oluşturmak amacı ile imgelere yüklenen farklı anlamlar, anlaşmayı zorlaştırdığı gibi, kimi zaman da anlaşmayı imkansızlaştırmaktadır. Bu yöntem, kapalı devre anlaşmayı kolaylaştırırken,farklı kesimler ile diyalog yolunu zorlaştırmaktadır. Tercih edilen bu metodoloji ile murat edilen farklı kesimler ile iletişim kurmak, etkileşim yaratmak değil kendi aparatcığını konsolide etmemektir.
tart
Uzun bir zamandır kimi sol sosyalist hareket ve partilerin Kürt özgürlük hareketi ve onun bağlaşıkları olan sol sosyalist kesimlere karşı kullandığı bu yönteme örnek olarak Deniz Hakan’ın İleri portalındaki yazıdır. Deniz Hakan; barış, müzakere ve funta mentalizm konusunda yazdıkları ile dışarıya kapalı, iç dile meseleye yaklaştığının açık bir şekilde görmek mümkündür.

Kemal Pir’in sözlerini, tam da şimdi hatırlamak!


Şiar Rişvanoğlu
Eylül 10, 2014
kemal_pir
Bugün 7 Eylül 2014. Bundan tam 32 yıl önce, 1982’de sadece Kürdistan’ın ve Türkiye’nin değil, dünya tarihinin en enternasyonalist Marksist militanlarından Kemal Pir, Amed (Diyarbakır) zindanında ölüm orucunda hayatını kaybetti.
Kemal Pir Gümüşhaneli Sünni bir Türk olarak, üstelik kendi ulusunun devletinin ezdiği başka bir ulusun kurtuluş mücadelesini (o zaman) sosyalist temellerde hedefleyen bir örgütün kurucusu olmakla, o örgütün (dönemin en ileri siyasi metinlerinden biri “Kürdistan Devriminin Yolu” başlıklı bir manifesto eşliğinde) yükselişinde büyük rol oynamakla ve son nefesine kadar sosyalizme ve Kürt ulusunun “Kendi Kaderini Tayin Hakkı” mücadelesine bağlı kalmakla elbette tarihe geçmeyi çoktan hak etti.

İnsan Politik Bir Hayvandır



Rıza Aydın
Aristo bu meşhur sözünü, içinde yaşadığı köleci toplumda, devlet yönetimine katılma hakkına (statüsüne) sahip olan, insan denilen yaratıklarla, devlet yönetimine katılma hakkına sahip olmayan köle denilen yaratıkları birbirinden ayırmak için söylemişti.
insan
Her soyutlamanın, her sınıflandırmanın bir gereği vardır. Aristo’nun yaşadığı köleci toplumda, artık devlet ortaya çıkmış, soyutlayıp sınıflandırmalarda buna göre yapılmaya başlanmış. İşte bu toplumsal yapı içinde, şekil şemal olarak birbirlerine benzeyen, “köleler” ile “insan” denilen, özgür yurttaşları birbirinden ayırmak için, Aristo böyle bir soyutlama yapıp, “İnsan politik bir hayvandır” demiştir.

6-7 Eylül Dersi: Muktedirlerin Siyasi İki Kampının Müşterek Eylemi


Ferhan Umruk
6-7 Eylül 1955 Türkiye siyasi tarihinin utanç sayfalarından biri olarak yazıldı ve halen de toplumsal olarak yüzleşilmemiş bir vak’a olarak yerinde duruyor.
Kıbrıs’ta süregiden gelişmelere bağlı olarak hükümet güdümlü basın tarafından yapılan kışkırtıcı yayınlarla yaygınlaştırılan şovenist ruh hali 6-7 Eylül’de T.C. vatandaşı Rum halkını hedef aldı.
6-7-eylc3bcl
Bu hazırlığa paralel olarak, daha sonra General Sabri Yirmibeşoğlu ‘Merdi kıpti şecaat arz ederken, sirkatin söyler’ vecizesinde olduğu gibi, Selanik’te Atatürk’ün evinin bombalanıp, İstanbul ve İzmir’de Rum ve bütün gayrımüslimlerin ibadethanelerinin ev ve işyerlerinin yağma edilip, onları Türkiye’yi terk etmeye zorlayan bu operasyonun Özel Harp Dairesinin mükemmel bir işi olduğunu böbürlenerek söyledi.

Sosyalist Yalana Başvurur mu?


Not: 2011 Ağustos’unda yayınlanmış bu yazıyı güncellikle örtüştüğünden tekrar yayınlamak elzem oldu. Muktedirlerin politik temsilcileri ontolojik olarak siyaseti yalandan arındıramazlar. Zira mülk sahibi azınlıkların çıkarlarını savunmak misyonunu üstlenen siyaset sınıfı, çoğunluğu oluşturan emekçiler ve yoksullara karşı yalanı kullanmak zorundadırlar. Bu böyledir de alt sınıfların, ezilenlerin siyasi mücadelesini sürdürenlerin zihin dünyasında yalan dışlanmış mıdır? Esasında,toplumun çoğunluğunu oluşturan ezilenlerin mücadelesini sürdürenlerin gerçekler dışında bir silahı yoktur, dolayısıyla yalana başvurmaları gerekmez. Ancak bunun böyle olmadığını da biliyoruz. Aşağıdaki metinde bu konu tartışılıyor.

yalan
Sosyalist siyasetin yalandan arınmış olması gereğini prensip sorunu olarak gördüm. Uluslararası sosyalist hareketin yozlaşmasına neden olan Stalinizmin yalanlarla yarattığı tahribat ortadadır.Marxizme yaptığı teorik katkılarla, Ekim Devrimi’nde rolüyle sosyalist hareketin tarihinde bir köşe taşı olan ve  Stalinizmin yalanlarının hedefi olan Troçki’nin  emekçilerin çıkarı için yalanı mübah görmesinin bir paradoks olduğunu söylemeliyim. Yalan devrimci politikada bir kez meşrulaştımı, onun hangi öznenin çıkarlarına hizmet edeceğinin garantisi yoktur.
Şöyle söyleyeyim; devrimci politika hakikatin üzerinde yükselmeli, kendini öyle sürdürmelidir.
İlkesel olarak devrimci politikanın hakikat üzerinden yürümesi gerektiğini düşündüğümden, seçimlerde desteklemiş olduğum HDP’de yakın dönemdeki gelişmeler, bana HDP’nin bu ilkeyle  mesafelendiğini düşündürdü.  Cemil Bayık bir söz söyledi, E. Kürkçü başka bir şey, S. S. Önder başka bir şey, şimdi de Selahattin Demirtaş başka bir şey söylemekte, dolayısıyla rivayet muhtelif olmakta…
Hakikatin olmadığı yer rivayeti daha da kötüsü yalanı doğurur, şüyuu da vukuundan beterdir. HDP tahribata uğrama tehlikesinden kendisini kurtarmalıdır.
Ferhan Umruk

Sosyalist Yalana Başvurur mu?

Ferhan Umruk

Tarihin Devrimin Öznelerine Son Çağrısı…


İbrahim Özkurt
Cumhur kendisine bir BAŞ daha seçti. Evren’i de sayarsak bu cumhurun kendisine seçtiği ikinci BAŞ. Öncekileri kendisi adına vekilleri seçiyordu. Ne diyeyim, cumhur’a hayırlı uğurlu olsun yeni BAŞ’ı. Başbakanı da yeni baş seçince egemenlerin keyfi yerinde olmalı. Ben en son söyleneceği ilk söyleyenlerdenim.
abbasagaforumu
İnsanlık ne zaman kendisinin bir baş’a ve vekillere ihtiyacının olmayacağının ayırdına varırsa işte o zaman kurtuluşa ilk adımını atar!

Konuşmak İle Görüşmek


Rıza Aydın
Rus devriminden sonra, Rus devrimci hareketinin iki önemli siması olan, Plekhanov ile Lenin’i, çok iyi tanıyan, bütün süreçleri onlarla birlikte geçirmiş bir işçiye, “yahu” demişler, “ sen bu iki yoldaşı da gayet iyi tanıyordun, Plekhanov ile Lenin arasında ne fark vardı söyler misin” demişler.
konuşma
Bu güngörmüş, tecrübeli işçi önderi düşünmüş, düşünmüş, sonra demiş ki: “Biz ne zaman istesek, gidip Plekhanov’le görüşürdük, bu görüşmelerimizde çok verimli geçerdi ama ne zaman Lenin’e gitsek onunla -senli benli- konuşuyorduk.” Bu anıyı okuduğumdan beri, acaba “görüşmekle konuşmak” arasında ne fark var diye hep düşünür dururdum.

Cemil Bayık HDP ‘Marjinallik’ Tartışması Dosya/ E. Kürkçü, E. Yörük, F. Umruk, M. Paker



Yalansız’ın notu:
Ruşen Çakır’ın Cemil Bayık’la yaptığı röportaj 23 Ağustos’ta Vatan gazetesinde yayınlandığında, Cemil Bayık’ın HDP’nin güçlenmesi için marjinal yaklaşımlardan- Beyoğlu’ndaki gruptan kendini kurtarması gerektiğinden bahsetmesi HDP içindekileri ve HDP’yi desteklemiş olanları beklenmedik bir durumla karşı karşıya bıraktı.
Bayık’ın açıkça isim vermeden işaret ettiklerinin LGBTİ olduğunu anlamak için de fazla bir gayrete gerek yoktu doğrusu.
Üçüncü seçeneği yaratma hedefiyle yol alan HDP’nin programı, bütün ezilen kesimlerin olduğu gibi lezbiyen ve geylerin de haklarını açıkça savunmakta olduğundan bu hamle hem derin bir suskunluk hem de bir ölçüde tartışma yarattı.
Açıkçası sol cenahta her konuda fikir beyan etme alışkanlığına sahip olan çoğu kalem erbabı herhalde konu ‘sıcak patates’ olsa gerek suskunluğu tercih etti.
Hiçbir konunun, olgunun, kişinin eleştiriden muaf olmaması gerektiği bizlerin alfabesindeki ilk harftir ve daima böyle olmalıdır.
Bu bakımdan, Ertuğrul Kürkçü ‘marjinaller’ ‘Beyoğlu’ndaki grup’ konusundaki Ezgi Başaran’a şimdi yaptığı açıklamayı en başından yapıp şeffaflık ve gerçeklik doğrultusunda hareket etseydi, hem kendisi açık davranmış olur, hem de kimilerinin tuhaf tevilci avukatlık pozisyonuna düşmesine yol açmazdı. Şimdi kendisinin Kandil’den LGBTİ konusunda rahatsızlıklar olduğunu daha önceden de duyduğunu ve bildiğini söylüyor. O halde ilk açıklamalarında neden bu ifade edilmedi de ‘Bayık’ın bu açıklamalarından “HDP içinde neyin olduğundan daha çok, neyin olmadığı sonucuna vardığını” söyledi, gerçekle mesafesini açtı. Halbuki ‘Beyoğlu’ndaki grup’tan kastedilenin LGBTİ olduğunu herkes anlamıştı. Alem de algılama yeteneğine sahiptir. HDP artık bu tür durumlardan bir sonuç çıkarmalıdır. O taraflardan gelen söylemi tevil yoluyla değil gerçekliğiyle ele almalı, doğru veya yanlış tutumunu belirlemelidir. Ertuğrul Kürkçü şimdi doğru bir tutumla işaret edilenin LGBTİ olduğu iyice su yüzüne çıkınca ‘Biz ezilenler koalisyonuyuz. Bir tek ‘marjinalin’ bile ezilmesine lakayt kalmak bizde bütünsel zaafa yol açar’ açıklamasını sürecin en başında yapmalıydı. Ama olsun şimdi aldığı tutum doğrudur, desteklenmelidir. Şimdi önemli olan da budur. HDP’nin varmış olduğu özgürlükçü mertebeden daha geriye düşmemesi gerekir. Şunu da ilave edeyim eleştirinin olmadığı yer, şeffaflıktan ve gerçeklikten uzaklaşır.

Bu konu ve bu konu üzerine alınan tutumların, yalnızca HDP için değil sol siyasetin bütünü bakımından önemli olduğunu düşündüğümüzden farklı bakışları içeren bir dosya halinde yayınlıyoruz.
Ferhan Umruk

Marjinallik Adressiz Kalıyor!

Ferhan Umruk

Şu marjinallik halleri nedir? Siyasi literatür bu kavramın kullanılageldiği bir alandır. Siyaset dünyasının sol-sosyalist hareketleri kendi hali pür melallerini tasvir etmek için zaman zaman bu kavramı kullanır, gerçekliğe işaret eder, bu konumu aşmanın çarelerini ararlar.
cumartesi
Sosyalist düşüncenin kitlelerle mesafeli oluşundan kaynaklanan sorunu, elbette sosyalist düşünceyi terk ederek değil, sosyalizmin toplumsal desteğe ulaşması için çoğu zaman programatik yenilenme ve örgütsel taktiklerin gözden geçirilmesi gündem maddesi haline gelir.

Havar, Ey Hawar, Hawara Şengal

Mahmut Balpetek

 
  İnsanlık tarihinin en trajik boyutu savaş ve savaşa dayalı göçlerdir. Geçtiğimiz  20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlayan ”gönüllü” emek göçü dışında, insanlık tarihi hep zora dayalı göç ve sürgünlerle doludur. Yeni zengin topraklar bulmak için ilk çağlardan beri tek tek insanlar, etnik topluluklar ve uluslar o bölgeden bu bölgeye, o ülkeden hatta o kıtadan bu kıtaya göç ve sürgünler yaşamıştır.
sengal
Çoğu zaman kanlı bıçaklı olmuşlar, bu uğurda savaşlar yapmışlar. Galip gelenler, mağlup olanları topraklarından sürmüş, sürülenler ise kendilerine yeni topraklar bulmak için dünyanın dört bir yanına dağılmışlar.