12 Mart 2012 Pazartesi

Sosyalistlerin Temel Politik Hattı Ulusçuluk Değil Enternasyonalizm Olmalıdır


Ahmet Doğançayır


Modern sosyalizmin doğuş çağında ayırt edici sloganı ‘’Bütün dünyanın işçileri birleşin’’ idi. Komünist Manifesto’nun bu ünlü bitiş ve bir anlamda da onu özetleyen cümlesi, sosyalist hareket ve düşünüşün uluslar arası olma karakterini vurguluyordu. Devrimci Marksizm’in bileşenlerinden birisi ve belki de en önemlisidir enternasyonalizm. Genel olarak sosyalizme devrimci Marksizm’in ne derecede egemen olduğunu enternasyonalizme ve enternasyonale verilen önemden çıkarmak olanaklı. Ama bu kökensel önemine rağmen enternasyonalizm, onun en kısır ve yüzeysel yorumlanmış, en kolay bir yana bırakılmış ve ihlal edilmiş’’boyutu’’olagelmiştir. Bu yüzeysel yorum bir süre sonra sosyalist-komünist hareketlerin ‘’millileşmelerini’’yani eylem ve düşünüş çerçevelerini ulus devletlerin egemenlik sınırlarıyla örtüştürmelerini, enternasyonalizmin dayanışma jesti haline getirilmesini, Stalinizmle damgalanan evresinde ulus devlet modeline göre güçlü merkez ve taşra örgütleri ilişkisine benzeyen bir yapının çürütücülüğüne terk edilmesini kolaylaştırmıştır.

8 Mart 2012 Perşembe

Taş Atan Çocuklar (TMY) Yazısına ÇİAÇ’tan Düzeltme

aş Atan Çocuklar (TMY) Yazısına ÇİAÇ’tan Düzeltme
Pozantı’da çocuklara yapılan işkence ve tecavüz medyada meta değeri bulunca TMK Mağduru Çocuklar tekrar gündeme geldi. Talep edilen 7 maddeden 6′sı TBMM’den geçince en baştan belirttiği gibi ÇİAÇ (Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları) kendini feshedince, bu kanunların uygulanması, hükümetin, hatta doğrudan Başbakan ve cumhurbaşkanı’nın basının önünde söz verdiği rehabilitasyon programının (asimile edici olmayan, devlet aygıtı aktörlerinin de rehabilite edilmesini öngören) takibi için ÇİAT (Çocuklar İçin Adalet Takipçileri) kurulmuştu. Ama Rana Arıbaş, Ammar Kılıç ve Arif Akkaya canla başla çalışsa da ÇİAT bu mücadelede büyük ölçüde yalnız bırakıldı, yeterli destek alamadı. Her üç arkadaşımız da Barış İçin Vicdani Red / Kadın ve Vicdani Red iletişim grubu üyesi, buradan iletişime geçip ÇİAT’a destek verebilirsiniz.

ÇİAÇ, bu coğrafya için farklı bir sivil hak arama mücadelesi örgütlenme biçimiydi, baştan bugüne kadarki muhalif örgütlenmelerin maluliyetlerine düşmeyi önleyici önlemler almıştı. Muhalif örgütlenmeler için önemli bir öneriydi ama örgütlenme biçimi olarak üzerine hak ettiği inceleme yapılmadı. Belki de Mehmet Atak’ın çok önemli makalesi “Muhaliflerin iktidarın yöntemleriyle imtihanı”nda söz ettiği gibi muhalif yapılar farkında olarak ya da olmadan statükolarını bu malullükler üzerinden kurduğu içindir. ÇİAÇ’ın örgütlenme biçimi üzerine tek yazıyı yine Mehmet Atak Birikim dergisine yazdı: “Coğrafya İçin Yeni Bir Örgütlenme Modeli Olarak ÇİAÇ”

Pozantı gündeme gelince Can Dündar da TMK Mağduru Çocuklar’dan Mazlum Erenci’yi yazmış. ÇİAÇ dönemi medyanın ısrarla istismar etmeye çalışmasına karşı, TMK Mağduru Çocukların isim ve fotoğraflarının kullanılmaması için mücadele etmiştik. Mazlum’un ismini yazdım çünkü Mehmet Atak’ın Star gazetesindeki “Kürd Çocukları Hedef Tahtası Mı?” yazısında “Çocuk Bayramı’nda (!?) tesadüfen filme çekildiği için bir süre medyada meta değeri kazanan “polisin dipçiklediği çocuk” S.T. (ki devlet tedavisini üstlenmedi ve kalıcı hasarı var) ile aynı operasyonda 14 yaşındaki başka bir çocuk üzerine saldıran özel timciden kaçarken dereye düşmüş ve atılan gaz bombalarının da etkisiyle çıkamayıp orada can vermişti. İsmi Abdulsamet Erip’ti, biz duymadık. Ölü çocuklara artık verebileceğimiz bir zarar kalmadığı için Abdulsamat’in ismin yazmaktan imtina etmiyorum” dediği gibi Mazlum’un hayatının baharında ölümüne göz yumduk, artık ona verebileceğimiz extra bir zarar yok.

Can Dündar, bahsettiği Mazlum’un hikayesinin “Dördüncü çocuk” ismiyle Mehmet Atak’ın notlarından alındığı yazmış. Aynı isimle Atak’ın ÇİAÇ’ta da paylaştığı rapor, Atak’ın özel notları değil, Atak’ın Diyarbakır’da tahliye olmuş ama davaları devam eden 4 TMK Mağduru Çocukla görüşerek BM İşkenceye Karşı Komisyon’a iletmek üzere hazırladığı rapordandır (ÇİAÇ’ta yayınlanan tam rapor altta), bu rapor BM İşkenceye Karşı Komisyon’a iletilimiş ve ÇİAÇ adına komisyonla iletişimi Prof. Esen Aslandoğan ve Hilal Kaplan yürütmüştü.

Bugün Ferhan Umruk’un  Barış İçin Vicdani Red / Kadın ve Vicdani Red iletişim grubuna gönderdiği yazı “TMK Mağduru Çocuklar İçin ‘Evet’ Çağrısı Yaptınız! Şimdi Vicdanen Borçlusunuz!”da da ÇİAÇ hakkında ciddi bir hata var. ÇİAÇ eşit mesafeyi koruyarak TMK Mağduru Çocuklar için yurtiçi ve yurtdışında katkısı olabilecek tüm özel ve yapılarla görüşmüştü. Bu görüşmelerden biri de doğal olarak Lale Mansur, Mehmet Atak ve Mehmet Uçum’dan oluşan ÇİAÇ heyetinin Başbakan görüşmesiydi. Umruk’un gönderdiği yazıda ÇİAÇ görüşmesi gibi gösterilen görüşme, 7 maddeden 6′sı geçip ÇİAÇ feshedildikten sonra, eski ÇİAÇ’ın beş binden fazla üyesinin haberi olmadan Lale Mansur, Mehmet Uçum ve Osman Can’ın Başbakan’dan ÇİAÇ teşekkürü olarak aldıkları randevudur. Ve görüşme bitiminde “ÇİAÇ Referandumda ‘Evet diyecek’ ” haberleri basına yansıyınca, çalışma alanını son derece net sadece “TMK MAğduru Çocuklar” olarak belirlemiş ve açıklamış eski ÇİAÇ’ın üyeleri kendilerini aldatılmış ve kullanılmış hissetmişti. Mehmet Atak, feshedilmiş ÇİAÇ adına bir açıklama yapmış ve bu görüşmenin zaten kapatılmış olan ÇİAÇ’ın bilgisi harici olduğunu, ÇİAÇ’la hiç bir alakasının bulunmadığını sadece açıklamayı yapan üç kişiyi bağladığını, feshedilen ÇİAÇ üyelerinin Referandum’da hür iradeleri doğrultusunda “evet”, “hayır” diyecekleri ya da boykot edeceklerini söylemişti. Bu açıklama üzerine Lale Mansur da görüşmeye giderken böyle bir siyasi çıkar uğruna kullanılacağından haberi olmadığını açıklamıştı.
Selma Yeşilelma Ekin

5 Mart 2012 Pazartesi

Taş Atan Çocuklar İçin ‘Evet’ Çağrısı Yaptınız! Şimdi Vicdanen Borçlusunuz!

 Mahmut Balpetek
         AKP’nin Kemalist vesayetçi rejime karşı giriştiği “demokrasi” mücadelesi serüveninden muzaffer çıkması, söz konusu olan mücadelenin kendisinin, kapitalist ulus devletin küresel sermayenin ihtiyacına göre kendi sistemini yenilemek anlamına geldiği bağlamından koparan sol liberallerin,  “muazzam değişim yaşıyoruz, yaşanan devrim değil ise de devrimsi durumdur. Durum bildiğiniz gibi değil, AKP demokratikleşme konusunda son derece kararlıdır” kabilinden söylem geliştirmiş olmaları, hangi ihtiyacın tezahürü ya da hangi maddi temeller üzerine oturtulacağı kendileri açısından açıklanmaya muhtaç olma durumunu korumaktadır. Zira liberal olmak iddiası, Türkiye’de Özal ile başlayan iktidar/devlet denklemin iç labirentlerinde gezinmek anlamına geliyor gibi algılanıyor olsa da, tarihsel varoluşları gereği, özgürlükçü yaklaşımları nedeni ile sol ideolojiyle genetik akraba olduklarını bir kez daha hatırlatmak gereklidir.

29 Şubat 2012 Çarşamba

Sarkis Hatspanian’ın «Hocalı Katliamı» Yalanının Anatomisi!

Yalansız’ın notu;
Sarkis Hatspanian’ın Hocalı üzerine yazısı ‘Köxüz’ sitesi tarafından bilgi mahiyetinde sitemize gönderildi. Yazının içeriği konusunda Köxüz’ün açıklamasını ve yayınlama kararını paylaşıyoruz. Bu açıklamaya  eklenmesi gerekli olan husus ‘ulus devlet’ler biçiminde örgütlenmiş dünya sisteminin insanlığı yıkıma ve katliamlara sürüklediğinin bir kez daha belirtilmesidir. İmmanuel Wallerstein’in  kapitalist dünya sisteminin ‘ulus devlet’ler üzerinde inşa edildiğini belirten tezi şu gerçekliği açıkça ortaya koymaktadır: Kapitalizm, ekonomik olarak sömüren sömürülen sınıflar, siyasi sistem olarak da güçlüden güçsüze uluslar ve ‘ulus devlet’ler  hiyerarşisi üzerinden ezen ve ezilen uluslar adaletsizliğini yaratmaktadır. O zaman, sorunsalın, güncel alanın kısıtı içinde tartışılmasının, sorunun bir parçası olmaktan öteye bir sonucu olmayacaktır. Kapitalizmin aşılması, yeni bir dünya, ancak hem mülkiyetin özel biçiminin hem de onun siyasi sistemi olan ‘ulus devlet’ biçiminin ortadan kaldırılarak bir Dünya Cumhuriyetine ulaşmakla mümkün olabilecektir. Bunu bir rüya olarak küçümseyen reel-politikerlere  cevabımız şudur; eğer bir gelecek rüyanız yoksa neden sosyalistsiniz?
Son olarak, milliyetçi görüşün baskın olduğu bir yazının sosyalist bir yayında yer almasından imtina edilir mi? Köxüz’ün açıklamasında değinildiği gibi nefret söylemi yoksa görüşler açıklanabilmelidir. Yine de itirazı olanlara şunu hatırlatalım. Atom Egoyan’ın Türkiye’de milliyetçi hezeyan dalgasına sebep olan ‘Ararat’ filmi o zamanlar ‘Ergenekon’ propagandasının merkezi halinde olan  ‘Kanaltürk’ televizyonunda yayınlanmıştı. Maksatları şu olabilir, bu olabilir ama sonuç itibarıyla yayınlandı. Öyleyse düşünce özgürlüğünü savunan sosyalist’in bu yazıyı yayınlamaktan imtina etmesinin anlamı  kendini inkar etmektir.Bunun  başkaca hiçbir anlamı olamaz.
Sarkis Hatspanian’ın yazısı: 26-27 şubat 1992: «Hocalı Katliamı» Yalanının Anatomisi!

Köxüz’ün notu:
Sayın Sarkis Hatspanian’dan  aşağıdaki yazıyı yayınlanması ricasıyla aldık. Yayınlıyoruz.
Hatspanian bir Ermeni milliyetçisi olmasına rağmen halklara karşı düşmanlık yapmamaktadır. Türklerden, Azerilerden veya başkalarından gelecek yazıları da, aynı şekilde haklara karşı bir düşmanlık yapmadığı; bir nefret söylemi geliştirmediği; bu yazıda olduğu gibi olgular ve çıkarsamalarla iknaya yönelik olduğu takdirde tartışmanın bir parçası olarak yayınlarız.
Böylece umarız Hocalı’da ne olduğu konusu da en azından olgular düzeyinde tartışılır.
Sayın Hatspanian’ın anlattıklarından  çıkacak sonuç Hocalı’da aslında Türk faşistlerinin kaçmak isteyenleri katlettiği, Hocalı’nın Kaybının da faşistlerin Azarbeycan’da darbe palını da  bozduğudur. Bu çok önemli bir bilgi ve sonuçtur.
Ergenekon, Azarbeycan ve Kıbrıs’ta da gerçekte neler olduğu anlaşılmadan, anlaşılamaz.
Biz her türlü görüşün açıkça ifade edilmesinden ve birbirlerini delillerle, mantıki çıkarsamalarla eleştirmesinden ve çürütmesinden yanayız.
Köxüz sitesi


26-27 şubat 1992: «HOCALI KATLİAMI» YALANININ ANATOMİSİ !
Sarkis Hatspanian
    ”Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi !” Can Yücel 
1918’den beri Azerilerle Ermeniler arasında varolan anlaşmazlığı silahlı mukavemete vardıran ilk adım, 12 şubat.1988’de Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi Sovyet Parlamentosu’nun, Sovyet Sosyalist Ermenistan Cumhuriyeti Parlamentosu’na yaptığı «BİRLEŞME» isteğinin birkaç gün sonra dönemin politik merkezi Sovyet Prezidyumu’na Moskova’da yapılan resmi başvuruyla atıldı denilebilir.

22 Şubat 2012 Çarşamba

Devlet İktidarının Yeniden Paylaşım Savaşı

Mehmet Özgen

Böylece Özel yetkili savcıların açtığı ve Özel yetkili Mahkemelerin sürdürdüğü Ergenekon, KCK ve Devrimci Karargah davalarının hukuki meşruiyeti de ortadan kalkmış oluyor. Polis ve yargının, AKP iktidarının bir "siyasi sopası" olduğu kadar illegal bir siyasal hareketin (Cemaat'in) politika yapma araçlarına da dönüştüğü bir yerde hiç bir anlamda hukuki meşruiyetten sözedilemez. 

20 Şubat 2012 Pazartesi

Anadilde eğitim tartışması vesilesiyle ulusal sorunda Marksizmi “hatırlamak”

Not: 21 Şubat Uluslararası Anadil Günü Dolayısıyla

Ali Dehri

2001 yılı sonlarından itibaren, üniversite yönetimlerine verilen toplu dilekçelerle başlayan “anadilde eğitim” talebi eylemleri, giderek orta öğrenim kurumlarını da kısmen kapsayan bir yaygınlık kazandı. Kürt ve Türk öğrencilerin ortak imzalarıyla verilen dilekçelere karşı devletin tepkisi sert oldu. Gözaltılar, tutuklamalar, üniversitelerden kesin ihraca varan cezaların yağdırılması, bu tepkinin karşı-saldırıya dönüştüğünü ortaya koyuyordu. Bir süre sonra üniversitelerce kabul edilmeyen dilekçeler “anadilde eğitim” tartışmasını gündeme taşıdı. Kürt Yurtsever Hareketi’nin bu atağı, kitle eylemleriyle desteklenirken, devlet HADEP’e ve Kürt örgütlerine yönelik saldırısını genişleterek sürdürdü ve sürdürmeye devam ediyor.

19 Şubat 2012 Pazar

Beyaz Komünistlik; Yaygın Bir Davranış Ayıbı

 Nadi Öztüfekçi
 Uzun zamandır yazmayı düşünüyordum. Zor bir konu… Çünkü eğer anlatımını düzgün oturtamazsan herkes bir yanından tutar, anlatmak istediklerinin tam tersi bir söyleme ister istemez çanak tutmuş olursun. Bir bakmışsın her davranış ve söylemi ile bembeyaz parlayan bir dostun; “çok haklısın dostum, ben de çok kızıyorum bunlara, en iyisi silip atacaksın arkadaşlıktan.” diye seni tebrik edebilir, ya da hiç de kastetmediğiniz bir başka dostunuz da “ Ya öyle mi? Bizi beyaz komünist olarak görüyorsun ha? Demek, sen de… Neyse öyle olsun.” gibisinden sana gönül koyabilir. Dedim ya zor konudur. Söylemek istediklerini iyi anlatmak zorundasın.
Ama yine de anlatmayı deneyeceğim. Anlatmak zorundayım.  Çünkü öteden beri kendimce gözlemlediğim, yine kendimce rahatsız olduğum bir haldir bu “beyaz komünistlik.”
Fazla ilerlemeden hemen altını çizmek istiyorum. Beyaz Komünistlik öncelikle bir davranış biçimidir ve bu davranış biçimine benim de kendimce verdiğim addir. Elbette bu ad bazı kişilere daha çok yakışmaktadır. Ama birçok kez, hemen tüm komünistlerin içine düştükleri sırnaşIk, bulaşıcı, hastalıklı bir davranış biçimidir. Çevresindeki arkadaşlarından başka bir yere koymaktır kendini. Belki bana da bulaşan bir davranış biçimi… Belki diyorum; zira bu elbiseyi giydiğinde insanın kendi beyazlığını görmesi zordur. Beyazlık daha çok karşıdan görünür.

15 Şubat 2012 Çarşamba

Ben Devletim Suç İşlerim!

      Mahmut Balpetek
   
     Son günlerde siyasal gündemimize oturan ve çok bilinmeyenli denklem özelliği taşıyan yargı, MİT, emniyet çatışmasına hükümet ve Cumhurbaşkanı’da dahil oldular. Sorunu çok bilinmez kılan tarafların çokluğunun yanı sıra çatışmadan amaçlananın çokluğudur. Herkesi sorgulama hakkına muktedir yetkilerle donatılmış özel yetkili savcının görevinden alınması, bir gecede MİT yasasında yapılmak istenen değişiklik yargının bağımsız ve herkesin adalet karşısında eşit olduğunun teranelerinin nemenem şey olduğunu bir kez daha bize gösterdi.

9 Şubat 2012 Perşembe

DEVLET ELİYLE DİNDAR NESİLLER YETİŞTİRMEK!

 Ahmet Doğançayır       
     Resmi ideolojinin sağlamlaştırılması ve toplumsal muhalefetin denetim altına alınması için dinden alabildiğine yararlanma ve buna paralel olarak devlet kademelerinde, toplumsal yaşantıda yukarıdan aşağıya denetimli bir İslami politika uygulamaları, devlet eliyle dindar nesiller yetiştirme anlayışı yeni bir şey değil. Bu politikalar milli şef İsmet İnönü döneminde köylerde cenaze namazı kıldıracak imamların bulunmadığından yola çıkılarak imam hatip liseleri ve yüksek İslam enstitüleri kurulmasıyla başladı. Soğuk savaş dönemi devletle dini iyice yakınlaştırdı.

Uludere-Roboski Katliamı

 Katliam sonrası Roboski köyünü ziyaret eden heyette yer alan Nuri Cemal’in yaşanan acıyı paylaşan yazısı
N. Cemal
 “Kollarından boynuma uzanan bir köprü, ah günahım, vah suçum. Ölüm yağmış dağlara, yine senin bahtına ateşten bir kor düşmüş. Yanmış körpe bedenin sıfır sınır noktası. Kaçak çay, kız saçı tütün, biraz da şeker hakkında hüküm olmuş. Kanın hudut çizgisi. Bahar küsmüş neyleyim, kış olmuş ya hep nasip. Güneş kime doğar? Nerede o yağmurun bereketi? Yeşilin kırmızıya aşkı, nerede? Doyamayacağımız aşikârdır artık, doğduğumuz yerlerde. Ekmek yoksa hangi sınır engel olabilir ki açlık ordusuna? Adalet yoksa kim hakkını verebilir ki adil barışın? Özgürlük yoksa ve bir de sırılsıklam âşıksak tüm mahrum kalmışlığımızla ona, bize düşen ölümlerden ölüm seçmek mi?