16 Aralık 2016 Cuma

GÖÇE HAZIR OLMAK YA DA OLMAMAK


İbrahim Özkurt
Kapitalist emperyalizmi, geçmişin örgütlenme pratiklerinden dersler çıkararak, somut duruma uygun gerçekçi örgütlenmeleri üreterek, günlük hayat devrimleri (Öz yönetimler)  dâhil, devrimci bir tarzlarda sonlandıramazsak, korkarım gezegenimizin mevcut canlı yaşamı alt üst olacak.
göç
Kapitalist-emperyalist sistem, doğası gereği krizlere gebedir. Her kriz sonrası sistem kendisini yeniden tahkim etmeyi günümüze değin başardı. Yani Marx’ın iddia ettiği gibi kapitalist sistem yeni teknoloji üretim kapasitesini yitirmedi.

2 Fotoğraf Her Şeyi Anlatıyor/ Silvan


Ferhan Umruk
Birinci fotoğrafın bize gösterdiği, tek parti döneminin Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un Silvan’da reenkarnasyonla vücut buluşudur.
türksensilvan asker 2
Mahmut Esat Bozkurt Eylül 1930’da Ödemiş Gölcük’teki konuşmasında şunları söylemişti “Türk, bu ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler!”

Demek ki 85 yıl sonra Silvan’ı tarumar edip daha sonra çekilen asker,polis, özel harekatçı her neyse resmi güvenlik güçlerinin zihin dünyasının kaynağı Mahmut Esat Bozkurt’tur ya da onların her biri bizzat Mahmut Esat Bozkurt’turlar.

KORKU DUVARINI YIKMAK!


  Ahmet Doğançayır          
Korku insan yaşamında yeni bir şey değil. İnsanoğlu baştan beri bunu biliyor. Tarihin her döneminin kendisini diğerinden ayıran korkuları vardır farklı adlar verilen bu korkular kişinin bu tehditlerden korunmak için neler yapabileceği ya da kişinin bunları savuşturmak için neden hiçbir şey yapamadığı hakkında bilgiler verirler. Tarih boyunca yaşamı korkularla yaşanabilir kılmanın değişmez ilkesi, kişinin dikkatinin hakkında hiçbir şey yapamayacağı şeylerden iyileştirilmesi için uğraşabileceği şeylere kaydırmasıydı. Bir de uğraşmanın işe yaramadığı şeyler hakkında duyulacak endişelere mümkün olduğunca az yer bırakmak için bir şeyler üzerinde enerji ve zaman harcaması idi.

Necdet Saraç’ın Anısına/ Ya Sosyalist Demokrasi Ya Bürokratik Despotluk


necdetsarac1Sevgili Necdet’i 13 yıl önce 10 Kasım 2002’de kaybettik. Yazın Yayıncılık’ın kurucusu, Yeniyol dergisi, İlkadım dergisi  yazarı kısa ömrünü sosyalizme adamış bir devrimciydi o…  44 yaşındayken bizleri yalnız bıraktı.
Bütün yoldaşları, dostları onun bıraktığı boşluğun hüznüyle anıyor Necdet’i…
Necdet’in Yeniyol dergisinde yayınlanan bir yazısını yayınlıyoruz anısına…

Öğretilmiş Zorunluluk Ya da “ O Kadar İyi Bir İnsan ki, Görsen Kürt Demezsin”


Mahmut Balpetek
   Bilim insanları, “çekirgenin doğadaki sıçrama kapasitesini sınırlamak mümkün müdür” sorusuna yanıt bulmak için, çekirgeyi doğal ortamdaki sıçrama yüksekliğinden çok daha kısa bir fanus içine  koyarlar. Çekirge, doğal sıçrayışını gerçekleştirmek üzere harekete geçtiği her seferinde kafası  fanusun  tepesine değdiğinden, zaman içinde, sıçrayışını fanusun tepesine değmeyecek biçimde kısıtlamak zorunda kalır.

Erdoğan-AKP’nin Goebbels Yalanları



Ferhan Umruk
Yalan insan ilişkilerinde varlığını sürdüren bir  yöntemdir. Birey olarak insan kendi çıkarı için karşısındakini aldatacak  yalana başvurur.
goeb foto
Bu davranışın hoş bir şey olmadığı aşikardır. Hele bu davranış sistematik bir hale geliyorsa artık patalojik bir durumla karşı karşıya kalmışız demektir.
Doğrusu bir çok insan gibi  benim de hiç hazetmediğim bir durumdur yalanla karşı karşıya kalmak. Bazıları yalanı idarei maslahat özürüyle meşrulaştırma yolunu tercih ederler. Ancak bu yöntem de kaçınılmaz olarak insanı riyakarlığa sürükler.
Bireyler arasındaki yalanlar sonuçta sadece o bireyler ve muhtemelen çevresindekilerle sınırlı etki yaratırlar,verecekleri zarar da bu sınır içerisinde kalır.
Yalan bireyler arası ilişki alanını aşıp toplumu yönlendirmek amacıyla kullanılması ise son derece tehlikeli sonuçlar doğurur. Toplumlara ilişkin yalan olgusu tahmin edilebileceği gibi politika alanıdır.

İnsanlar ekseriyetle politikayı ve politikacıları yalanın öznesi olarak görürler. Aslında bu değerlendirmelerinde veya önyargılarında haksız da sayılmazlar. Sistemin partileri oy deposu olan düşük gelirli, yoksul halktan oy alabimek için bir çok vaatlerde bulunurlar ama iktidar olduklarında bu vaatler yerine getirilmez. Halk her defasında hüsrana uğrar, çünkü bu sistem partileri temsil ettikleri üst sınıfların çıkarlarını savunmak, kurulu düzeni sürdürmek  misyonuyla yükümlüdürler.
Sistem partilerinin yalan vaatlerin ötesine geçerek halkı kışkırtma amaçlı yalana yönelmesi ise toplumsal yarılmanın yolunu açtığı gibi, yalanla kışkırtma yöntemini sistematik hale dönüştüren partinin rejimin otoriterleştirilmesi doğrultusunda hareket ettiğinin işaretini de verir.
Tarihte bu yöntemin en tipik örneği Almanya’da Nazi Partisi’nin uygulamalarıdır. 1933’ten Nazilerin 1945’te yıkılışına kadar Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığı yapan Joseph Goebbels halkı yönetmek, yönlendirmek ve kışkırtmak için yalanı kuramlaştırmıştır.
Goebbels’in büyük yalan teorisi şu temellere dayanır:
İnsanların beyin tembelliğine dayanarak hareket edin…
Yalan söyleyin, mutlaka inanan çıkacaktır.
Bir söylemi sürekli tekrarlarsanız, halk o söylemin nereden geldiğini unutur ve kendi fikri gibi benimser.
Söylediğiniz yalan ne kadar büyük olursa o kadar etkili olur.
Halk büyük yalanlara, küçük yalanlara göre daha çabuk inanır.
Hatalı olduğunuzu ya da yanlış yaptığınızı asla kabul etmeyin.
Asla kabahat ve suç üstlenmeyin.
Kendinizi savunmak yerine karşınızdakileri sürekli savunmada bırakın.
Sadece bir rakibinize odaklanın ve kötü giden her şeyin suçunu onun üzerine yıkın.
Önemli olan aydınlar değil kitlelerdir. Çünkü onları kandırmak kolaydır.

Goebbels’in  bu talimatları bütün sistem partilerinde de sistematik olarak değil ama yer yer uygulanır. Şimdi Türkiye coğrafyasında da Goobbels’in hayaleti daha da güçlü olarak dolaşmaya başlamış görünüyor. Erdoğan Goebbelsleşiyor partisi AKP’yi de manipüle ederek
büyük bir dezenformasyon kampanyası yürütüyor. Pervasızca yalanlara başvuruyor, havuz medyası korosu da bütün gücüyle yalanları terennüm ediyor.
Ankara’da 102 insanımızın hayatını kaybetmesine neden olan bombacılar tespit edilip IŞİD’le ilişkileri aşikarken, o ekranlarda bu katliamı yapanların IŞİD, PKK ve de PYD, Suriye gizli servisi Muhaberat işbirliği olduğu yalanını yayıyor.
Polis aracına bağlanarak yerlerde sürüklenen Hacı Lokman Birlik’in cansız bedeni için açılan soruşturmada bunu yapan polisler değil video çekimini yapan polisler cezalandırılıyor.
Dilek Doğan evinde öldürülüyor. Polisin elinden silahı almak isteyen birinden dolayı vurulduğu söyleniyor.
Gezi isyanında camide içki içildiği yalanı koro halinde Erdoğan, hükümet ve havuz medyası tarafından hep bir ağızdan tekrarlanıyor.
Erdoğan’ın sistematikleşen yalan kampanyasına daha bir dizi örnek eklenebilir. Aşikar olan gerçekse tiranlaşma yolunda Goobelsleşmeyi de bizzat kendi üstleniyor.
Erdoğan’ın büyük yalan kampanyasının hedefi HDP’dir. HDP’dir çünkü, 7 Haziran seçimlerinde bırakın onun Başkanlık için istediği 400 milletvekilini AKP’nin tek başına iktidar olmasını barajı aşarak HDP engellemiştir
Önümüzdeki 1 Kasım seçimlerinde de Erdoğan’ın tiranlaşma hevesini kırmak için bir adım olarak HDP oy desteğini hakediyor.

Hayatım Genç ve Masum Ölümler Tarihi Biraz da…


Faruk Eren
Çok eskiye gitmeyeceğim (Gidebilirim de… hayatım genç ve masum ölümler tarihi biraz da. Ama yorgunum)
dilek
Suruç bombası patladığında muhabirimiz aradı. (Marifetmiş gibi) İlk duyuran biz olduk. Gencecik insanlar ölmüştü. Karşımda oturan editör arkadaşım, (O da benim gibi Çerkes’tir) bir arkadaşından haber alamadığını, telefonu açmadığından yakınıyordu telaşla. Akşama kadar söyleyemedim. Oysa ölenlerin bir kısmının listesi gelmişti ve tanıdığı ne yazık ki ölenler arasındaydı. Hem de ana oğul… Saatler sonra utanarak, acı içinde söyledim.

‘Avrupa Kalesi’ Akdeniz’i Ölüm Çukuruna Dönüştürdü


Ferhan Umruk
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) bu yıl deniz yoluyla Avrupa’ya ulaşan mülteci sayısının 250.000 ve derme çatma teknelerle denizde boğularak ölen mülteci sayısının da 3.500 kişi olduğunu bildiriyor.
Akdeniz’in sularına gömülen insanlar yaşanmakta olan trajediyi yüzümüze çarpıyorlar. Tarihte
trajediyi yazılı eser olarak doğuran bu coğrafya onu bir hakikat haline getiriyor.
merkel 3
Yeryüzünü zenginler ve yoksullar dünyası olarak bölen kapitalizmin bir sonucu olarak, Asya ve
Afrika’nın yoksulları, zenginlerin en yakın ‘kalesi’ Avrupa’ya denizden karadan akın akın ilerliyor.
Kuşkusuz, ‘Avrupa Kalesi’ yalnızca yoksulluktan değil, emperyalizmin enerji kaynakları üzerinde egemen olmak için yarattığı savaşlardan da bir kaçış.

OLAĞANÜSTÜ HAL REJİMİ VE MİLLETİ HÂKİME SİYASETİ


Ahmet Doğançayır
Siyasette sıkışmayı yönetebileceğini ve bundan amacına uygun sonuçlar çıkarabileceğini düşünen ve planlayan bir Recep Tayyip Erdoğan fenomeni var karşımızda. Seçim sonuçlarını kabul etmeyen, seçim sonuçlarının uygulanmasını yeni seçime kadar askıda tutulmasını isteyen bir konumda tutulmasını istiyor.

ÖZELLEŞTİRİLMİŞ HAYAT, PARÇALANMIŞ YAŞAM!

Ahmet Doğançayır

Özelleştirilmiş hayat, tıpkı diğer hayatlar gibi asla sürekli bir mutluluk değildir. Bununda kendi ölçeğinde acıları, hoşnutsuzlukları ve şikâyetleri vardır. Ancak özelleştirilmiş bir hayatta talihsizlik de öteki her şey kadar özeldir. Özelleştirilmiş hayatların talihsizlikleri birbirine eklenmiyor, bunların her biri farklı yönleri gösteriyor ve farklı çareler gerektiriyor. İçinde yaşadığımız özelleştirilmiş toplumda şikâyetler öyle görünüyor ki çok farklı istikametleri işaret ediyor ve hatta birbiriyle çatışıyor.