Ferhan Umruk
Dinlerin tarihte sadece inançla ilgili değil hatta esas olarak toplumsal bir rol oynadığını biliyoruz. Kadim tarih, dinlerin yaşamın nihayetinden sonra cennet ve cehennem olarak tasvir ettiği öteki dünya tasavvuru ile yetinmeyen dünyevi olana da müdahil olduğunu ve onu biçimlendirdiğini anlatıyor.
Gerçi, Hristiyanlık Roma’nın kölelik sisteminin yarattığı zulme karşı kölelerin, pleblerin ezilenlerin hareketi olarak gelişmiş, 313’de Roma İmparatorluğu Hristiyanlığı kabul edene kadar devletin dışında kalmıştır. İsa’nın ‘Sezar’ın hakkı Sezar’a, Tanrının hakkı Tanrı’ya’ sözleri, onun siyasi iktidarı hedeflemediğini belirten en önemli işarettir. Roma Hristiyanlığı kabul ettiğinde dinin devlet üzerindeki hegemonyası artarak monarşi ve kilise iktidarı paylaşan iki siyasi özne haline gelmiştir.