4 Ocak 2012 Çarşamba

Faşizmin Sarmalı Türkçülük İslamcılık


Ahmet Doğançayır

 Faşizm ırk, kan, lider gibi değerlerle tanımlanmış bir cemaat mensubu olmayı gerektiren aidiyet hissinin şiddetli bir dirilişidir. Buradaki sorun faşist ruh halinin neden toplumun alt orta sınıflarının bir kesiminde şiddetli bir biçimde doğması, bu kesimleri faşist hareketin saflarına çeken nedenlerin ne olduğudur.
Faşizm ideolojisi eşitsizliği mutlaklaştıran onu değiştirilmez doğal yasa olarak sunan bir düşünceden yola çıkar. Ona göre aynı millet ve ya ırktan insanlar arasında yaradılıştan gelen bir kıymet ve nitelik farkı olduğu gibi yine ırk ve milletler arasında yaradılıştan veya tarihten gelen bir üstlük altlık düzeni vardır. Onun için ne bir millet içinde ne de uluslararası düzeyde eşitlikçi bir düzen kurmak mümkün değildir.

30 Aralık 2011 Cuma

Katliam Uludere’de Tekerrür Etti

Ferhan Umruk


Şimdi de, kimin adı kışlaya verilir de, 58 yıl sonra bir başka hükümet bu adı kışladan kaldırır.

Sene 1943, İran sınırında hayvan kaçakçılığı yapan 33 Kürt köylü…

Sene 2011 Irak sınırında mazot kaçakçılığı yapan 35 Kürt köylü…


Zarfa değil, mazrufa bak derler ya.

Bu da öyle bir şey.

Muğlalı’nın ismini sil ama eylemini sürdür.

2 Aralık 2011 Cuma

Bedelli askerliği reddediyorum!

Gerçek gazetesi yazarı ve DİP üyesi Levent Dölek’in bedelli askerlik yasasına karşı görüşünü ve bu imkandan faydalanmayı reddedişini devrimci bir tutum olarak paylaşıyoruz.
Yalansız

Bedelli askerliği reddediyorum!


Levent Dölek

Haksız yere insanların ölmemesi için bedelli askerliği reddediyorum. Doktora tezimi bitirir bitirmez diğer canlarla birlikte askere alınacağım. O zamana kadar Türkiye’nin Ortadoğu’da haksız tarafta savaşlara katılmasına karşı mücadeleye devam edeceğim, Suriye’de olası bir savaşa karşı, Malatya’daki füze kalkanına karşı sokaklarda olacağım. Kürt sorununun siyasi çözümünü savunmaya devam edeceğim ve askere tüm bu fikirlerimi koruyarak gideceğim. Hiçbir koşulda bu fikirlerimden ve bu fikirlerimi açıklamaktan da vazgeçmeyeceğim!

30 Kasım 2011 Çarşamba

Türk Geçmişiyle Yüzleşebilecek mi?

Ahmet Doğançayır

Uzun süredir devlet katında adeta ‘’sürekli kriz’’ yaşandığından ve son on yılda bu krizin ideolojik içeriği laik/şeriatçı odaklar arasındaki iktidar mücadelesi şeklinde görüldüğü için, içinde yaşanılan krizin nasıl bir boyut ve derinlik kazandığı görülmemiş olunabilir. Özellikle şu son aylar içinde ülke gündeminin başköşesine oturan gelişmeler tarafları, nasıl tarif edilirse edilsin yönetim, egemenlik aygıtları düzeyinde cereyan eden iktidar mücadelesi düzeyini aşmış, Türkiye toplumunun zaten var olan fay hatlarını tetikleyen bir deprem dalgasına dönüşmüştür. Resmi kabullerle, tabularla, ön kabullerle örülmüş egemen ideoloji dünyası toptan ve çok yönlü darbelerle çökecekmişçesine sarsılır hale gelmiştir. Bu yıkım ve çöküş hali şüphesiz en açık ve çarpıcı yönleriyle resmi ideoloji cephesinde ve onun kurumlarında yaşanıyor.

29 Kasım 2011 Salı

Dersim’in Dersleri

N. Cemal


Başbakan Erdoğan, partisinin genişletilmiş il başkanları toplantısında yaptığı konuşmada, “1938 Dersim olayları hakkında devlet adına özür dilemek gerekiyorsa özür dilerim” dedi ve amaçladığı üzere bir kez daha politik gündemi belirlemiş oldu. Dersim katliamıyla ilgili arşiv belgelerini açıkladığı iddiasında olan Erdoğan’ın sunduğu belge ve bilgilerin hiçbirisinin yeni ve bilinmeyen olgular olmadığı açıkça ortadadır. Başbakan’ın hayranı olduğu Necip Fazıl Kısakürek ve İslamcı yazın, Dersim katliamı bahsinde en son ele alınacak tanıklık ve belge listesine bile giremezler.

Bir Hurafe: Liberal Kapitalizm Eşittir Demokrasi

Hakkı Yükselen

“Liberal kapitalizm eşittir demokrasi” hurafesi, kriz gerçeği karşısında bir kez daha alenen iflas ediyor. Bugün İtalya ve Yunanistan’da yaşananlar, kapitalizmin krizinin sadece ekonomik değil, aynı zamanda ve kaçınılmaz olarak toplumsal ve siyasi bir kriz olduğunu da kanıtlıyor. İflas eden, küreselleşme ideolojisinin yaydığı neoliberal hayallerin yanı sıra burjuva demokrasisinin kendisidir.

24 Kasım 2011 Perşembe

Din, Alevilik ve Sosyalizm

Ferhan Umruk

Dinlerin tarihte sadece inançla ilgili değil hatta esas olarak toplumsal bir rol oynadığını biliyoruz. Kadim tarih, dinlerin yaşamın nihayetinden sonra cennet ve cehennem olarak tasvir ettiği öteki dünya tasavvuru ile yetinmeyen dünyevi olana da müdahil olduğunu ve onu biçimlendirdiğini anlatıyor.

Gerçi, Hristiyanlık Roma’nın kölelik sisteminin yarattığı zulme karşı kölelerin, pleblerin ezilenlerin hareketi olarak gelişmiş, 313’de Roma İmparatorluğu Hristiyanlığı kabul edene kadar devletin dışında kalmıştır. İsa’nın ‘Sezar’ın hakkı Sezar’a, Tanrının hakkı Tanrı’ya’ sözleri, onun siyasi iktidarı hedeflemediğini belirten en önemli işarettir. Roma Hristiyanlığı kabul ettiğinde dinin devlet üzerindeki hegemonyası artarak monarşi ve kilise iktidarı paylaşan iki siyasi özne haline gelmiştir.

13 Kasım 2011 Pazar

Kongre Girişimi: Buradan Bir Şey Çıkmaz mı?

Murat Tanakol

Sınıf siyasetinden yana hareket etme eğilimini, seçimlerde ulusal siyasetle birlikte hareket ederek ortak bir muhalefete dönüştürmek için oy iradesine çevirmiş bir “kitle” var.Halkların Demokratik Kongresi adını almış olan Kongre Girişimi, bu iradenin seçimle sınırlı kalmayıp, süreklilik kazanması yolunda bir araç olarak, ulusal siyaset zemininde politika yapanların önerisiyle “kabul görmüş” bir örgütlenme.

HDK’nın Yolu, Programı ve Tüzüğü Yanlıştır ve Kökten Değiştirilmelidir – HDK Üzerine Notlar (5)

Demir Küçükaydın

Bizce Program Tüzük’ten önce eldiği için, Kongre’de ve bütün önceki “Çatı Partisi”, “Demokrasi İçin Birlik Hareketi” ve “Blok” vesilesiyle yazdığımız yazılarda esas olarak Program konusundaki yanlışları ele aldık ve eleştirdik. Sadece eleştirmedik aynı zamanda alternatif program metinleri de önerdik. Şu ana kadar, bu konularda tek yazan, biz olmamıza rağmen, bir tek Allah’ın kulu çıkıp, “yahu bu adam, ta ilk çatı partisi toplantısından beri her aşamada bir program önerdi, bütün program tasarı ve önerilerini ciddiye alıp eleştiriler yazdı. Program konusunda tamamen farklı bir mantığa dayanıyor. En azından bunu tartışmak, eğer baştan ilke olarak reddediyorsak, neden reddettiğimizi açıklamak gerekir.

Sosyalistlerin Taammüden Ölüm Hali(*)

Şaban İba

"Politik olan, kişiseldir, duygusal yaşamlarımız, politik pratiğimizi sürekli olarak düzenler ve yapılandırır." (Paul Hoggett)

Nevin, Azmi, Ali, Şevki, Necmettin, Vecdi, Recep… Bu yoldaşlar, yaşamlarına kendi iradeleriyle son veren bildiğimiz Kurtuluşçular. Kurtuluş geleneğinin dışından devrimci bir arkadaş, “Kurtuluşçular neden yaşamla ölüm arasında tercih yapma noktasına geliyor” diye sorduğunda, buna kestirmeden bir yanıt vermenin ne kadar zor olduğunu düşündüm. Bu sorunun yanıtını belki hep birlikte ve ortak çaba içinde aramalıydık. Çünkü peş peşe devam eden “devrimci ölümlerle” yüz yüze gelmeye başlamıştık.