Murat Tanakol
Eskiden çalgılı meyhane alemlerinde, masaların muhabbeti artsın diye şarkı-türkü faslına baştan geçilmez, muhabbet ayyuka çıktıktan sonra çalgıcılar, “lafa limon sıkmadan”, ama şamata biraz azalsın, çatal kaşık şakırtıları kesilsin diye, assolist sahneye çıkmazdan evvel bir peşrevle fasıla başlardı. Şu sıralar dünya denilen köyün her yanında tevatür ayyuka çıktığı için, söze “a la turca” bir peşrevle başlamak bana uygun göründü.
11 Kasım 2011 Cuma
9 Kasım 2011 Çarşamba
Irkçılığın Fay Hattı Van Depreminde Kırıldı
N.Cemal
Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku İstanbul 2. Bölge Milletvekili Sırrı Süreyya Önder Ankara’da gerçekleştirilen Halkların Demokratik Kongresi’nde konuşmuş ve “yere batsın sizin devletiniz” demişti. MHP Başkanı Devlet Bahçeli’nin adından ve zihniyetinden kaynaklı tepkisi gecikmedi ve “yere batsın sizin devletiniz” diyen Önder’i kastederek “alçak simalar, bu devletin parasını maaş olarak almaya, ekmeğini yemeye, suyunu içmeye küstahça devam etmektedir” dedi. Önder’in cevabı ise açık ve netti; “Orada bir devlet tarifi var. Hep zorba, hep zulmeden bir devlet. Böyle bir devlet anlayışı mı olur? Yine diyorum: Yere batsın sizin devletiniz.”
Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku İstanbul 2. Bölge Milletvekili Sırrı Süreyya Önder Ankara’da gerçekleştirilen Halkların Demokratik Kongresi’nde konuşmuş ve “yere batsın sizin devletiniz” demişti. MHP Başkanı Devlet Bahçeli’nin adından ve zihniyetinden kaynaklı tepkisi gecikmedi ve “yere batsın sizin devletiniz” diyen Önder’i kastederek “alçak simalar, bu devletin parasını maaş olarak almaya, ekmeğini yemeye, suyunu içmeye küstahça devam etmektedir” dedi. Önder’in cevabı ise açık ve netti; “Orada bir devlet tarifi var. Hep zorba, hep zulmeden bir devlet. Böyle bir devlet anlayışı mı olur? Yine diyorum: Yere batsın sizin devletiniz.”
Halkların Demokratik Kongresi Üzerine
İbrahim Özkurt
Gezegenimiz fokur fokur kaynıyor. Dünya’nın en yoksul ve en zengin ulus devletlerinin meydanları, eş zamanlı tüm muhalif güçlerce işgale uğruyor. Ne var ki meydanları işgal edenlerin, kalıcı başarıların altına imza atmaları ve kazanmaları mümkün görünmüyor. Kapitalist-emperyalizme karşı 160 küsur yıldır verilen mücadelelerin sağlıklı bir analizi yapılmadan ve gerçekçi örgütlenmeler yaratılmadan kazanmanın mümkün olmadığı gerçeği ile yüz yüzeyiz diye düşünüyorum. Marksizm ve Anarşizm adı altında süre gelen mücadele pratiklerinden söz ediyorum.
Gezegenimiz fokur fokur kaynıyor. Dünya’nın en yoksul ve en zengin ulus devletlerinin meydanları, eş zamanlı tüm muhalif güçlerce işgale uğruyor. Ne var ki meydanları işgal edenlerin, kalıcı başarıların altına imza atmaları ve kazanmaları mümkün görünmüyor. Kapitalist-emperyalizme karşı 160 küsur yıldır verilen mücadelelerin sağlıklı bir analizi yapılmadan ve gerçekçi örgütlenmeler yaratılmadan kazanmanın mümkün olmadığı gerçeği ile yüz yüzeyiz diye düşünüyorum. Marksizm ve Anarşizm adı altında süre gelen mücadele pratiklerinden söz ediyorum.
Toptancı Bir Yaklaşım, Toptan Bir Saldırı
Selami Gürel
Yayıncım ve arkadaşım -terörle, silahla ilişkisi olabilecek en son insan olan- Ragıp Zarakolu silahlı terör örgütü üyesi ithamıyla- tutuklandığında süreci yeniden düşündüm.
Bu coğrafyada 30 yıldır süren, elli bin insanın yaşamına mal olmuş bir savaş var. Topraklarından sürülen milyonlar, başka ülkelere sürgüne giden yüz binler, sayıları bilinmeyen sakatlar, on binlerce tutuklu, mahkum var.
Daha öncesinde inkar var, asimilasyon var, Dersim var. Nazi kamplarını aratmayan Diyarbakır Cezaevi gerçeği var.
Yayıncım ve arkadaşım -terörle, silahla ilişkisi olabilecek en son insan olan- Ragıp Zarakolu silahlı terör örgütü üyesi ithamıyla- tutuklandığında süreci yeniden düşündüm.
Bu coğrafyada 30 yıldır süren, elli bin insanın yaşamına mal olmuş bir savaş var. Topraklarından sürülen milyonlar, başka ülkelere sürgüne giden yüz binler, sayıları bilinmeyen sakatlar, on binlerce tutuklu, mahkum var.
Daha öncesinde inkar var, asimilasyon var, Dersim var. Nazi kamplarını aratmayan Diyarbakır Cezaevi gerçeği var.
3 Kasım 2011 Perşembe
VAN: Irkçı ve Muhafazakâr Türklerin “Sodom”u
N.Cemal
“… ibrahim efendi’ye üç soru yöneltti; Suçlularla birlikte masumları da yok edecek misin, varsayalım ki sodom’da elli kadar masum olsun, onları da yok edecek misin, kötülükten muaf bu elli kişiyi göz önüne alarak bütün şehri bağışlayamaz mısın. Ve devam etti, Böyle bir şey yapman mümkün değil, efendi, masumu da suçluyla birlikte ölüme mahkum edemezsin, yoksa, herkesin gözünde masum olmakla suçlu olmak denk olur, oysa sen, bütün dünyanın yargıcısın, hükümlerinde adil olmalısın. Bunun üzerine efendi cevap verdi, Eğer sodom şehrinde masum elli kişi bulursam, onların yüzü suyu hürmetine bütün şehri bağışlarım. Cesaret bulan, umutla dolan ibrahim devam etti, Madem ki efendi’me hitap etmeme izin verildi, ben ki toprağın mütevazı bir tozuyum, bir laf etmeme daha izin ver, varsayalım ki tam olarak elliye varamadık, beş kişi eksik, bu beş kişi yüzünden şehri yıkacak mısın.
“… ibrahim efendi’ye üç soru yöneltti; Suçlularla birlikte masumları da yok edecek misin, varsayalım ki sodom’da elli kadar masum olsun, onları da yok edecek misin, kötülükten muaf bu elli kişiyi göz önüne alarak bütün şehri bağışlayamaz mısın. Ve devam etti, Böyle bir şey yapman mümkün değil, efendi, masumu da suçluyla birlikte ölüme mahkum edemezsin, yoksa, herkesin gözünde masum olmakla suçlu olmak denk olur, oysa sen, bütün dünyanın yargıcısın, hükümlerinde adil olmalısın. Bunun üzerine efendi cevap verdi, Eğer sodom şehrinde masum elli kişi bulursam, onların yüzü suyu hürmetine bütün şehri bağışlarım. Cesaret bulan, umutla dolan ibrahim devam etti, Madem ki efendi’me hitap etmeme izin verildi, ben ki toprağın mütevazı bir tozuyum, bir laf etmeme daha izin ver, varsayalım ki tam olarak elliye varamadık, beş kişi eksik, bu beş kişi yüzünden şehri yıkacak mısın.
1 Kasım 2011 Salı
Kongre Divanı ve Demokrasi – Halkların Demokratik Kongresi Üzerine Notlar (4)
15-16 Ekim’de yapılan Kongre üzerine Demir Küçükaydın’ın değerlendirmesini sürecin çok boyutlu irdelenmesine ihtiyaç olduğu kanaatiyle yayınlıyoruz.
Yalansız
Kongre Divanı ve Demokrasi – Halkların Demokratik Kongresi Üzerine Notlar (4)
Demir Küçükaydın
Kongre’nin ilk günü Kongrenin akışında pek bir aksama görülmedi. Çünkü henüz herşey önceden belirlenmiş plana uygun gidiyordu. Tanıtımlar, vekillerin konuşlmaları, sonra misafirler. Salondan da bir kaç kişiye kısaca söz verilmişti.
Sonra Tüzük ve Program Komisyonları hazırlıklarını anlatmışlar ve değişiklik önerilerinin zaman kaybını önlemek için yazılı olarak yapılması kararlaştırılmıştı.
Artık sadece Programın bütünü üzerine genel olarak konuşmak isteyenlere söz verilecekti. Ondan sonra da, program ve tüzük komisyonlarının gelen önerilere göre yaptığı değişikliklerin oylanıp onaylanması ve ondan sonra da seçimlere geçilmesi, böylece herşeyin tıkır tıkır yürümesi planlanmıştı.
Ne var ki, ikinci gün Kongre, hiç de bu plana uygun yürümedi. Örneğin ikinci gün sabahın en değerli saatleri, dilekler ve temenniler bölümünde yapılabilecek ve yapılması gereken konuşmalarla öldürüldü. Sonra Program üzerinde düzeltme önerileri birdenbire “birleşiyoruz”a nazire adeta bölünüyoruz denebilecek bir gerginlikte tartışmalara dönüştü.
Yalansız
Kongre Divanı ve Demokrasi – Halkların Demokratik Kongresi Üzerine Notlar (4)
Demir Küçükaydın
Kongre’nin ilk günü Kongrenin akışında pek bir aksama görülmedi. Çünkü henüz herşey önceden belirlenmiş plana uygun gidiyordu. Tanıtımlar, vekillerin konuşlmaları, sonra misafirler. Salondan da bir kaç kişiye kısaca söz verilmişti.
Sonra Tüzük ve Program Komisyonları hazırlıklarını anlatmışlar ve değişiklik önerilerinin zaman kaybını önlemek için yazılı olarak yapılması kararlaştırılmıştı.
Artık sadece Programın bütünü üzerine genel olarak konuşmak isteyenlere söz verilecekti. Ondan sonra da, program ve tüzük komisyonlarının gelen önerilere göre yaptığı değişikliklerin oylanıp onaylanması ve ondan sonra da seçimlere geçilmesi, böylece herşeyin tıkır tıkır yürümesi planlanmıştı.
Ne var ki, ikinci gün Kongre, hiç de bu plana uygun yürümedi. Örneğin ikinci gün sabahın en değerli saatleri, dilekler ve temenniler bölümünde yapılabilecek ve yapılması gereken konuşmalarla öldürüldü. Sonra Program üzerinde düzeltme önerileri birdenbire “birleşiyoruz”a nazire adeta bölünüyoruz denebilecek bir gerginlikte tartışmalara dönüştü.
31 Ekim 2011 Pazartesi
NATO’nun Jandarması Olarak ‘’Yeni Osmanlıcılık’’
Ahmet Doğançayır
1970lerin sonlarından itibaren devlet destekli Türk-İslam sentezi ideolojisi, medya ve dini eğitimin genişlemesi ve ekonomik liberalleşme, sosyolojik ve politik muhafazakârlıkla tanımlanan yeni bir burjuva sınıfın oluşumuna yol açtı. Yeni Osmanlıcılık, bölgesel değişiklikler ve bu yeni seçkinlerin doğuşu sonucu oluştu. İslam sola karşı yararlı bir araç ve sosyal uyumu sağlayacak bir vasıta olarak görülmeye başlandı.
1970lerin sonlarından itibaren devlet destekli Türk-İslam sentezi ideolojisi, medya ve dini eğitimin genişlemesi ve ekonomik liberalleşme, sosyolojik ve politik muhafazakârlıkla tanımlanan yeni bir burjuva sınıfın oluşumuna yol açtı. Yeni Osmanlıcılık, bölgesel değişiklikler ve bu yeni seçkinlerin doğuşu sonucu oluştu. İslam sola karşı yararlı bir araç ve sosyal uyumu sağlayacak bir vasıta olarak görülmeye başlandı.
27 Ekim 2011 Perşembe
AKP Açılımının Hedefi: Kürdü Ezmek Cemaatle Çözmek
Hakkı Yükselen
“Türk kamuoyu” her ne kadar işi saflığa vurarak “PKK neden yeni bir terör dalgası başlattı?” diye sorsa da gerçekte mesele ile ilgili herkes savaşı “harlatanın” hükümet olduğunu biliyor. PKK’yi savaşa zorlayan hükümettir; “gizli görüşme, protokol, müzakere” vb. adı altında atılmak istenen “madiğin” farkına varan PKK hükümetin restini tereddütsüz görmüştür. Tabii ki, hükümet “çözümden”, “açılımdan” vazgeçmiş değil. Ancak bunu BDP ve PKK ile değil, bölgedeki temeli durumunda olan cemaatler, tarikatlar ve işadamları (yani Kürt kapitalistleri) ile yapmak istiyor; elbette kendi belirlediği şartlar ve sonrasına ilişkin planları dahilinde. Başbakan, “Kürt meselesi yoktur, Kürt kardeşlerimin meseleleri vardır!” derken sözünü ettiği “kardeşler” elbette Kürt emekçileri değil, bu işbirlikçi veya işbirliğine eğilimli unsurlar.
“Türk kamuoyu” her ne kadar işi saflığa vurarak “PKK neden yeni bir terör dalgası başlattı?” diye sorsa da gerçekte mesele ile ilgili herkes savaşı “harlatanın” hükümet olduğunu biliyor. PKK’yi savaşa zorlayan hükümettir; “gizli görüşme, protokol, müzakere” vb. adı altında atılmak istenen “madiğin” farkına varan PKK hükümetin restini tereddütsüz görmüştür. Tabii ki, hükümet “çözümden”, “açılımdan” vazgeçmiş değil. Ancak bunu BDP ve PKK ile değil, bölgedeki temeli durumunda olan cemaatler, tarikatlar ve işadamları (yani Kürt kapitalistleri) ile yapmak istiyor; elbette kendi belirlediği şartlar ve sonrasına ilişkin planları dahilinde. Başbakan, “Kürt meselesi yoktur, Kürt kardeşlerimin meseleleri vardır!” derken sözünü ettiği “kardeşler” elbette Kürt emekçileri değil, bu işbirlikçi veya işbirliğine eğilimli unsurlar.
Seni Affetmiyem Ulan ! Sarkis Hatspanıan
“İnsanların haksız yere çektikleri acılara şahitlik edenler, şahit oldukları acıların utançlarını da taşırlar” J.M.COETZEE
1963-1978 yılları arasında
Dikranagert Surp Giragos
Ermeni Kilisesi
papazlığı döneminde
halkının ruhani çobanı
olmayı başarabilmiş
temiz yürekli BÜYÜK insan
DER GİRAGOS’un kutsal anısına !
SENİ AFFETMİYEM ULAN !
Yıl 1980, Garbis aylardan beri polisler tarafından arandığını bildiği halde memleketinden, Khençepek’ten (1) uzaklara düşmeye niyetli değildi. Yoldaşları onu sağ-selamet Suriye’ye ulaştırmayı ona defalarca önermiş olsalar da, usulca reddetmişti. Bir keresinde hatta İstanbul’daki örgüt arkadaşlarının yollamış olduğu önemli bir emaneti almak için dokunsan elinin sınıra değeceği Urfa-Suruç’ta bulunuyorken dahi yapılan ısrarlı teklifleri geri çevirmiş, kalmasının tehlikeli olduğunu bile bile Dikranagert’ine (2) geri dönmeyi yeğlemişti. Dikranagert dersen aslında doğup-büyüdüğü şehrin artık elle tutulur bir Dikranagert’liği de kalmamıştı ya, ne de olsa “Allah vekil-Diyarbekir“ hesabı yine de memleketiydi işte ! Atatoprağında oturan eloğlu da olsa, toprak el toprağı değildi ya, sonuçta üzerinde yaşadığı öz be öz babasının toprağı değil miydi ?
1963-1978 yılları arasında
Dikranagert Surp Giragos
Ermeni Kilisesi
papazlığı döneminde
halkının ruhani çobanı
olmayı başarabilmiş
temiz yürekli BÜYÜK insan
DER GİRAGOS’un kutsal anısına !
SENİ AFFETMİYEM ULAN !
Yıl 1980, Garbis aylardan beri polisler tarafından arandığını bildiği halde memleketinden, Khençepek’ten (1) uzaklara düşmeye niyetli değildi. Yoldaşları onu sağ-selamet Suriye’ye ulaştırmayı ona defalarca önermiş olsalar da, usulca reddetmişti. Bir keresinde hatta İstanbul’daki örgüt arkadaşlarının yollamış olduğu önemli bir emaneti almak için dokunsan elinin sınıra değeceği Urfa-Suruç’ta bulunuyorken dahi yapılan ısrarlı teklifleri geri çevirmiş, kalmasının tehlikeli olduğunu bile bile Dikranagert’ine (2) geri dönmeyi yeğlemişti. Dikranagert dersen aslında doğup-büyüdüğü şehrin artık elle tutulur bir Dikranagert’liği de kalmamıştı ya, ne de olsa “Allah vekil-Diyarbekir“ hesabı yine de memleketiydi işte ! Atatoprağında oturan eloğlu da olsa, toprak el toprağı değildi ya, sonuçta üzerinde yaşadığı öz be öz babasının toprağı değil miydi ?
26 Ekim 2011 Çarşamba
Savaş Seviciliğine İnat Barış Hemen Şimdi
Mahmut Balpetek
21 Ekim 2011 tarihinde 43 yıl İspanya’da Bask ülkesinin bağımsızlığı için mücadele veren ETA örgütü silah bırakma kararını açıkladı. ‘‘Silahlı mücadeleyi bırakıyoruz ancak sosyalizm mücadelesini demokratik yollarla sürdüreceğiz” mealindeki açıklamasının, tam da Türkiye’de savaşın tırmandığı bir döneme denk düşmesi, son derece öğretici deneyleri de beraberinde getirmektedir. 1951’de Franko’nun Bask dilini yasaklaması ile birlikte, yasağa karşı mücadele etmek özere Kilise çevresinde oluşan Ekin adlı gurubun 1959 yılında kurduğu ETA, ilk silahlı eylemini 1968 yılında gerçekleştirdi. 1976 yılında İspanya’da başlayan demokratikleşme süreci 1978 de yeni bir anayasa yapmayla sonuçlandı.
21 Ekim 2011 tarihinde 43 yıl İspanya’da Bask ülkesinin bağımsızlığı için mücadele veren ETA örgütü silah bırakma kararını açıkladı. ‘‘Silahlı mücadeleyi bırakıyoruz ancak sosyalizm mücadelesini demokratik yollarla sürdüreceğiz” mealindeki açıklamasının, tam da Türkiye’de savaşın tırmandığı bir döneme denk düşmesi, son derece öğretici deneyleri de beraberinde getirmektedir. 1951’de Franko’nun Bask dilini yasaklaması ile birlikte, yasağa karşı mücadele etmek özere Kilise çevresinde oluşan Ekin adlı gurubun 1959 yılında kurduğu ETA, ilk silahlı eylemini 1968 yılında gerçekleştirdi. 1976 yılında İspanya’da başlayan demokratikleşme süreci 1978 de yeni bir anayasa yapmayla sonuçlandı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)